mustafa islamoğlundan güzel bir yazı

 

Iste Eylül de bitti. Ve sen hala gelmedin.

Yağmurlar damlayacaktı ıslak saçından. Gözyaşından bir deniz getirecekti

seni.

“Aah”ların şişirdiği yelkenleri yürek zarından yapılmış bir gemiyle

gelecektin.

Ellerinde gözlerimi getirecektin; seni Yusuf bilip Yakup gibi giderken

ardınsıra yolladığım gözlerimi.

Bunca küf kokmayacaktı ayrılığımız. Kavlimiz böyle ( hakeza ) değildi. Beni hacil

bırakmayacaktın ele-güne dosta-düşmana karşı.

Sevmek yüreğe saplanmış bir bıçaktı biliyorum; fakat bunca firkatin

adınıda koyamıyorum.

Bilseydim imrenir miydim hiç uçan kuşlara? Bilseydim aylardan Eylül’ü

vakitlerden akşamı çiçeklerden zambağı kuşlardan turnayı leyleği koyar

mıydım lugatlara?

Bak kokun geldi burcu burcu toprak gibi bir yoksulun ellerine düşmüş sıcak

ekmek gibi kan gibi gözyaşı gibi ( kadar, kabilinden, üzere ) ter gibi emek gibi; fakat sen gelmedin.

Acın geldi sancın geldi.

“Derin bir nefret olmadan derin bir muhabbet nasıl olur?” demiştin ya bak

kıtlıkta verilmiş bir ( vahit, benzer, bir kez ) sokum gibi yolladığın hıncın geldi.

Nemrud’un geldi ateşin geldi. Maskelere dönüşmüş yüzün ve binbir türlü

sahte eşin geldi. Yokluğun güzün ve kışın geldi. Şarkıların resimlerin

ağlayışın geldi; sen gelmedin…

Firavun’un geldi Haman’ın geldi Karun’un geldi; fakat Harun’un gelmedi.

Şeytan’ın geldi Tufan’ın geldi Kenan’ın geldi tüm düşmanlarına taş

çıkartır düşmanın geldi; ama sen gelmedin…

Bak sevdanı süpürüyor Firavun’un çöpçüleri.

Hatıranı kundaklıyor kırılası elleri.

Ocağına tüneyen baykuşlar mabedine put dikmek için Azer’i çağırıyorlar.

Anaların rahimlerine bir yılan gibi süzülüyorlar; bu yüzden Neron

gibi Kaligula gibi Şeddad gibi Haccac gibi Hülagu gibi kanlı doğuyor

yeni doğan bebelerin elleri.

Zavallılar!

Her biri bir yediveren olan milyonlarca sevdayı toprağa gömüyorlar.

Güneşe seni seviyor diye tutuklama emri çıkarıyorlar.

Senin rengin diye yeşilin her tonunu darağacına çektiler.

Senin mevsimin diye baharı gıyabında idama mahkum ediyorlar.

Senin insan kardeşlerine yerin üstünü zindan ettiler; fakat ( ama, ancak, lakin ) yerin altı

imdada yetişti.

Senin doğal kardeşlerin onlar; fakat bunu bilmiyorlar.

Tıpkı Nuh’un yer-gök kardeşleri İbrahim’in ateş kardeşi Musa’nın asası gibi…

Onlar senin uğruna çektiğimiz her “aah”ın bir fırtına senin uğruna

kaldırdığımız her elin bir dağ senin uğruna döktüğümüz her damlanın bir

atom bombası olduğunu yeni yeni öğreniyorlar…

Öğrenecekler…

Fakat sen sen biliyorsun bir nice beklendiğini. Anaların göğsünde hamayıl

gibi gezdiğini her biri sana Meryem kesilen genç kızların basma taç ( yan )

olduğunu biliyorsun.

Ah biliyorsun sırtlarında Firavun’un kamçısı sakladıkça her birinin

isyan kraliçesi birer Asiye kesileceğini.

Gürbüz çocukların ağır sancılarla doğduğunu biliyorsun.

Biliyorum bu yüzden gelişini erteliyorsun.

Sevenlerini aşkına

bileyliyorsun. Yokluğunun daha çok fark edilmesini bekliyorsun.

Bak diyorsun ufka bak karanlığın en koyu olduğu an fecre en yakın zamandır.

Ey dünyaların en muhteşem gelini!

Kim bilir belki de sevdalılarından sana sadakatlerini ispatlamalarıni bekliyorsun.

Sahte aşıklarıni deşifre ( çözülmüş, açıklanmış ) ediyorsun.

Doğru ya; mehir bedelini ödemeden hangi dünyalı seni görebilmiş ki?..

Ama keffaretimiz yokluğunun dehşetine bunca zaman ( dakika, hin, bugün ) katlanmak olsun.

Bu acıyı mehre bedel kabul et.

Bilir misin el-intizar eşeddu mine’n-nardır?

Bekletme ki bekleniyorsun…

Mustafa İslamoğlu

__________________


İlgili haberler:

  1. mustafa denizli bu işi bırak..yeter demirören yeter..
  2. Yeşil Elbise
  3. Karisi güzel olan adam mutlu olur. Güzel olmayan ise filozof…
  4. Yavuz KOCAÖMER’den Tokat Gibi Yazı!
  5. kan damlayan susturulmuş sevgilerime…..
  6. Güzel ve Etkili Konuşma(vaaz ve hutbe önemlidir)
  7. Sigarayı Bırakanlar İçin SGK’den Güzel Bir Haber Var
  8. Sigarayı Bırakanlar İçin SGK’den Güzel Bir Haber Var
Etiketler : -----
 

8 Yorum “mustafa islamoğlundan güzel bir yazı”

  1.  

    el-intizar eşeddu mine’n-nar: Beklemek ateşten şiddetlidir.

  2. gülümse:)))
     

    keffaretimiz yokluğunun dehşetine bunca zaman katlanmak olsun.

    ne kadar güzel ifade etmiş Mustafa hoca..

  3. Tarık-Öğretmen
     

    paylaşım için teşekkürler,güzel bir yazıymış.

  4. Rüştü ÖZDEMİR
     

    Sağolun, bunca hayhuy arasında göremediğimiz güzelliği bize tattırdınız. Allah razı olsun.

    NOT: Yazı nereden alınmış acaba.

  5.  

    hocam çok güzel dillendirmiş kalbini.. bu güzel yazıya aciz kalemimle nazire yapmak isterim..

    konuşmak istemiyorsun…

    suskunluğuna gömdüğün en anlamlı ve soğuk kelimeler sesinle buluşunca, suyun şekeri erittiği gibi eriyor neşem… tadı yok bunun, rengi yok. mesajda vermiyor… iddiadan mahrum, ve sitem değil… gözler yalan söylemez yalanlarını gün yüzüne çıkarırcasına; yalan söyleyen gözlere, ihanete rest çekememiş özlere, şeytana ritim tutan sazlara dokunamamış bu sözler…

    konuşmak istemiyorsun…

    SİYAH ve BEYAZa taraf kalmış habil ile kabil den öğrendiğin çok şey var… süveydadır bu kalbe işlenmeyedursun… ne vahlar alır, ne ahlar tanır…

    konuşmak istemiyorsun…

    daha evvelde böyle bulanıkmı akardıki senin memleketinin suları??? dört mevsim böyle karlımı kalırdı BEYDAĞI??? peki neden ve neyin matemini tutuyor bu karbondioksitli hava???

    konuşmak istemiyorsun…

    karıncalar kepenk indiriyor bir ağustos akşamı. greve çağırıyor şefbaşı karınca: bugün iş yok! aş yok! zalime rest çeken ağızlarda su taşıyan çok!!!

    konuşmak istemiyorsun…

    kandil diye tebrikler yağdırırken birileri neşe ile KAN karşısında susan DİL der gibi suskunluğun…

    konuşmak istemiyorsun…

    yarım bardak su iste benden, hıçkırıklar düğümlenmesin boğazında. gece ile gündüz saklambaç oynarken, aşikarmı kaldın sende ben gibi gecenin bir adım ötesinde, gündüzünse bir adım berisinde…

    konuşmak istemiyorsun…

    ay küsüyor, güneş kızıyor, ve kader en güzel şiirini alnına yazıyor. oku diyor kutsal ses oku!!!

    ayrılık kimden icat oldu?

  6. şimşirtarak
     

    Ellerinde gözlerimi getirecektin; seni Yusuf bilip Yakup gibi giderken ardınsıra yolladığım gözlerimi…

    ne güzel…

  7.  

    Bak sevdanı süpürüyor Firavun’un çöpçüleri.

    Hatıranı kundaklıyor kırılası elleri.

    Ocağına tüneyen baykuşlar mabedine put dikmek için Azer’i çağırıyorlar.

    Anaların rahimlerine bir yılan gibi süzülüyorlar; bu yüzden Neron

    gibi Kaligula gibi Şeddad gibi Haccac gibi Hülagu gibi kanlı doğuyor

    yeni doğan bebelerin elleri.

  8.  

    * * * * * * * * * * *

Yorumla