Sözleşmeli Öğretmenlik ve Dİyanet’in Cevabı
Türk Eğitim Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Diyanet İşleri Başkanlığına bir ( eş, ancak, yeksan ) yazı göndererek, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının “zulüm ve hak yemek” kapsamında olup olmadığı konusunda fetva istedi.
2/8/2009 / 8:19:01 AM Ekleyen : Ahmet KEKEÇReklam Alanı Koncuk, “Kadrolu ve sözleşmeli öğretmenlere farklı uygulamalar yapan, büyük bir haksızlığın oluşmasına yol açan, bütün ikazlara rağmen düzeltmek adına bir gayret ortaya koymayan devlet adamları ile ilgili” İslamiyet’in bakış açısını da sordu.
Türk Eğitim Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 24 Ocak’ta Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir yazı gönderdi. Koncuk, Türk Eğitim Sen’in internet sitesinde yer alan yazıda 50 bin sözleşmeli öğretmenin istihdam edildiğini hatırlattı. “Kur’an zulüm kavramına olağanüstü bir vurgu yapıyor.” diyen Koncuk, şöyle devam etti: “Ülkemizin laik bir devlet anlayışı üzerinde yapılandırıldığını biliyoruz. Ancak ülkeyi yöneten insanların, devlet adamı kimliği ile ortaya koyduğu çalışmaların, inançlarımız doğrultusunda, Allah indinde ( yanında ) değerlendirileceğine de inanıyoruz. Bu açıklamalar doğrultusunda aşağıdaki sorularımızın Kur’an’da geçen zulüm ve kul hakkı yemek kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini Yüksek Heyet’inizden öğrenmek ve yazılı olarak fetva almak istiyoruz.”
Söz konusu yazıda sözleşmeli öğretmenlerin görevde yükselme, kadrolu öğretmenler gibi tayin yaptırabilme hakkına sahip olmadıklarını, iş garantilerinin bulunmadığını kaydeden Koncuk, şu ifadeleri kullandı: “Çok daha fazla fark ve haksızlık yazılabilir. Ancak yukarıdaki tespitlerimiz ana farklılıklardır ve problemi ortaya koymak için yeterlidir. Yukarıdaki tespitlerimiz ışığında, Yüksek Heyet’inizin, Yüce Dinimiz açısından yaşanan bu hak gaspını değerlendirmesini ve Kur’an’da ifade edilen zulüm ve kul hakkı yemek kapsamında olup olmadığının, ayrıca aynı özelliklere sahip olan ( vaki, hasıl, kâin ) kadrolu ve sözleşmeli öğretmenlere farklı uygulamalar yapan, mevzuatı bu şekilde düzenleyerek büyük bir haksızlığın oluşmasına yol açan ve bütün ikazlara rağmen düzeltmek adına bir gayret ortaya koymayan devlet adamlarıyla ilgili Yüce Dinimizin bakış açısının da yazılı ( mukayyet, nominal, yazılı sınav ) olarak bildirilmesini arz ederim.”
cevabı :
Cevabı iki şekilde değerlendirmek mümkündür. Cevabının birinci paragrafı aşağıdaki şekildedir:
İslam dini zulmü ve zulmü çağrıştıran her türlü eylemi, uygulama ve davranışı onaylamaz. Bu hususta asla tereddüt yoktur. Ayrıca, yüce dinimiz insanların temel hak ve özgürlüklerinin de etkin şekilde güvence altına alınmasını ve korunmasını emreder. Bu hususta da bir kuşku bulunmamaktadır.
Cevabın birinci paragrafında bulunan yukarıdaki açıklama, esasen sözleşmeli öğretmenliğin ve bu uygulamanın İslami değerler bakımından, temel hak ve özgürlüklerin gözardı edilmesi anlamına gelmektedir. İslam anlayışında, zulmü çağrıştıran her türlü anlayış, asla kabul görmemektedir. Cevabın bu bölümüne göre, sözleşmeli öğretmenlik uygulaması bir zulümdür ve İslam böyle bir anlayışı reddetmektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, birinci paragrafta cevabı vermiş, ancak ikinci paragrafta “Ancak dilekçenizde dile getirdiğiniz konu idari bir konudur. Kurumların tesis ettikleri işlemler hakkında değerlendirmede bulunmak ve görüş beyan etmek, Başkanlığımızın görev ve yetki alanı dışındadır” demiştir.
Halbuki bizim talebimiz, Diyanet İşleri Başkanlığının sözleşmeli öğretmenlik konusunda bir düzenleme yapması değildir. Zaten böyle bir durum sözkonusu bile olamaz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti laik bir hukuk devletidir. Türk Eğitim-Sen olarak, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının kaldırılması için bugüne kadar her türlü hukuki mücadeleyi yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Hatta sendikamız bu konuda önemli davalar da kazanmıştır.
Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığının sözleşmeli öğretmenlerin çığlığına kulak vermesi için Türkiye genelinde eylemler düzenledik, Bakanlığı protesto ettik. Kurum İdari Kurulu toplantılarında sözleşmeli öğretmenlik konusunu tüm olumsuz yönleriyle masaya da taşıdık. Bütün bu gayretlerimize rağmen, güvenceden yoksun, insan haklarına aykırı olan ve kölelik düzenini yerleştirmeye çalışan bu uygulamanın sona erdirilmesi için Milli Eğitim Bakanlığını harekete geçiremedik. Şayet sözleşmeli öğretmenlik uygulaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınabilseydi, bu noktada da girişimde bulunacaktık.
Üstelik sözleşmeli öğretmenlere karşı ( mukabil, muhalif, huzur ) yapılan haksızlıklara bir yenisi daha eklenmiştir. Kadrolular ile aynı hizmeti sundukları halde onlarla aynı haklara sahip olamayan sözleşmeli öğretmenlere, 30 günden fazla rapor gerektirecek bir hastalığa yakalanmak yasaklanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığının Valiliklere gönderilen yazısı ile yönetim zafiyeti ve çalışanları arasında ayrımcılık yapma ( suni, yapmacık, ika ) alışkanlığı ayyuka çıkmış görünmektedir. Sendika olarak sözleşmelilere karşı yapılan haksızlıklara karşı durmaya ısrarla devam edeceğiz. Bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığına resmi olarak sorunları ileten bir yazı ile başvurduk.
Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığına sorduğumuz soru çok nettir: Sözleşmeli öğretmenlik uygulaması kul hakkı yemek midir, kul hakkı yemek ise, bu uygulamayı ısrarla devam ettiren devlet adamlarına yüce dinimizin bakış açısı nedir?
Diyanet İşleri Başkanlığının ikinci paragraftaki hassasiyetini anlıyoruz, netice de resmi bir kurumdur ve böyle bir soruya açıkça cevap vermek, dinimizin bakış açısını çok ( geniş, öte, şu denli ) net ( kupkuru, kemiksiz, safi ) ifade etmek, yöneticiler bakımından bir risk teşkil edebilir.
Ancak, her halükarda, daha net cevap verilmesinin, Diyanet İşleri Başkanlığına daha yakışan bir davranış olacağına inanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, İslam dininin, sorduğumuz bu sorulara bir cevabı bulunmaktadır. İslamın her konudaki görüşlerini seslendirmek de ( dahi, bile ) Diyanet İşleri Başkanlığının var oluş sebebidir.
Bütün bunlara rağmen, cevap yazısının birinci paragrafı da, sorumuza bir cevap olarak görülmelidir. Bu cevaba göre, temel hak ve özgürlükleri engellemek anlamına gelen sözleşmeli öğretmenlik uygulaması mevcut şekliyle İslam diniyle de bağdaşmamaktadır. Bu cevaptan anladığımız, bütün karşı duruşlara rağmen, İslam ahlakı ile de ( bile, dahi ) örtüşmeyen sözleşmeli öğretmenlik uygulamasını inatla sürdüren devlet adamlarımızın vay haline. Türk Eğitim Sen olarak, Allah günahlarını affetsin demekten, başka bir şey elimizden gelmiyor.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İlgili haberler:
- Türkeğitim-sen sitesinden sözleşmeli öğretmen haberi
- Eğitimde Yetkili Sendika!
- Eğitim Bir Sen, Başbakan’la görüştü. Sözleşmeli uygulamasının sona erdirilmesini istedi
- Kamu Yönetimi Mezunları Ücretli Öğretmenlik
- Sözleşmeli Subaylar 6 aylık eğitimde para alıyorlar mı?
- Tüm Sözleşmeli arkadaşların dikkatine
- MEB’in sürekli görev yolluğu hakkındaki ilginç cevabı…
- çalışan sözleşmeli olupta yeterlilike girmeyen var mı